12 Kasım 2018 Pazartesi

Kuzey'li Günler ♡

Merhaba! ♡

Halbuki bu güzel sonbaharın her günü bloga yazı girmelik ♡ :) Ama o kadar hızlı geçiyor ki zaman.. Merak ediyorum size de öyle mi bi bana mı koşarcasına bu saatler? 

Bi de ah bitmese az daha kalsa şu sonbahar. Öyle güzel öyle büyülü bi mevsim. Yapraklar sarıya turuncuya boyandıkça, gökyüzünde bulutlar buluştukça, yağmurlar cama vurdukça bir huzur doluyor, bir çiçekler açıyor ruhumda.. ♡



Bu yıl miniğimle keşfediyoruz her yeni mevsimi. Onun gördüğü her yeni şey bende ayrı bir heyecan uyandırıyor, sanki ben ilk görüyorum, keşfeden benim. O da heyecanlı tabi her şeye annesi gibi. En çok da çocuklara. Her dışarı çıkışımızda nerede bi çocuk görsek yolumuzu değiştirip peşinden koşuyoruz arkasından bağırarak :) 

İnsan 3 ayını, 1 yaşını, emmesini, yemesini, ilk çığlığını, ilk el sallayışını, ilk adımını, gördüğü ilk karı, izlediği ilk yağmuru, çimenlerde düşe kalka koşturmasını, kendisini güldürmek için yapılan türlü şebeklikleri, her gülüşüne gülüp huzurla mutlulukla sarmalanmaları hatırlayabilir mi? Hatırlamak ne kelime, tekrar yaşamak mümkün. Birlikte keşfetmek, birlikte büyümek.. Allah'ın türlü güzel duyguları yaşattığı bu şey mucize değil de ne.. Allah isteyen herkese nasip etsin inşallah ♡


Haftasonu çocukluk arkadaşımın kınasına gittik Kuzey'le. Fotoğrafçı ablası Kuzey'den tek başına pozlar aldı. Çıkışta bastıklarından birini aldım da, uzun uzun baktım, ne kadar da büyümüş dedim. Hem tarif edilemez bir mutluluk hem ince bir hüzün doldu içim. Çok şükür doya doya geçirdiğim aylara kızdım ne kadar da hızlı geçmişler. Az daha çekebilir miydim süt kokusunu içime? Minik ellerini daha da minikken sıkı sıkı tuttum di mi, kaçırmadım bir şey? Her büyümüş düşüncesine kapıldığımda bilgisayarı elime alıp baştan fotoğraflarına videolarına bakıyorum. İyi ki onlar var ♡ :) 

Kınada müzik sesi çok yüksek olduğu için biraz çekindi, korktu Kuzey. Minik elleriyle boynuma sarıldı, şalımdan sımsıkı tuttu iki eliyle de. Müzik sesi yükseldiğinde dışarı çıkardım gezdik rahatladı ama içerdeyken de öyle güzel anlar yaşadım ki :)) Genelde uyumadan önce uzun uzun sarılır ama bu kadar uzun sarıldığını hatırlamıyorum :) Tabi sonra masaya meyve tabağı falan gelince korkusu yerini iştaha bıraktı :)



Dün ilk adım ayakkabısı bakmaya gittik Kuzey'e. Artık dışarda da yürümek istiyor, şimdiye kadar en azından dışarda engelleyebiliyoduk, dikkatini başka şeyler çekiyordu ama artık elimizden tutup kendini aşağı salıveriyor. Hal böyle olunca çorapla patikle pantifle az yürümedi sokaklarda :)) Bi şey batar diye korkumuza artık ayakkabı alalım istedik. Ayakkabıyla mağazada etrafa gülücükler saçarak turladık :)) Neden bu kadar sevindiğini anlamadım ama gözlerim dolarak izledim :)

Artık ilk aylarına göre daha güzel zaman ayırabiliyoruz kendimize, ailemize. Rahatça filmin sonunu getirebiliyoruz, uyuduğunda kitap okuyabiliyorum, evin işlerini halledebiliyorum, eşimle evde ya da dışarda bir şeyler yapabiliyoruz. İlla Kuzey'in uyuması da gerekmiyor, bize daha çok eşlik edebiliyor artık. 


Bu hafta üçümüz birlikte odasına kitapları için raf yaptık. Onun boyuna göre, mini mini :) Odasında daha çok vakit geçiriyoruz artık :) Bir de altına pufidik bir minder yaparsam kitapları beraberce orada da okumak istiyorum. Belki öyle sever, alışır :) Biraz daha düzenlenecek şeyler var, sonra bir oda turu yazısı da olacak inşallah :) 

Bizim böyle tatlı, hızlı, mutlu, telaşlı, huzurlu, hüzünlü, mutlucuk'lu geçiyor işte. Sizin nasıl geçiyor günleriniz, nasıl yetiriyorsunuz? :)

22 Ekim 2018 Pazartesi

Mavimelodi Oda Turu! ♡

Merhaba pazartesi! Merhaba sonbahar! Merhaba yeni hafta! Güzelliklerle gel, mutluluklar getir bizlere! ♡

mavimelodi' yi bilir misiniz? Tatlı mı tatlı, incecik düşünceli, naif, zevkli arkadaşım. Eğer hiç okumadıysanız bi göz atın bence yazılarına, ben huzur buluyorum, yeni yazı gelse diye hevesle bekliyorum hep :)

Tatlı mı tatlı da bir odası var. Yeni taşındılar, çok sade, çok şeker dekore etti odasını. Ben de geçenlerde gittiğimde fotoğraflayıp mini bir oda turu yapayım dedim blogumda.


Odanın aydınlık, ferah, bir o kadar da samimi, sıcak bir havası var. İçeri girdiğimde hissettiğim şey tatlı bir huzur ♡ :)

Bulutlu yastığın yapımı kendisine ait. Hatta aynısından bir tane de miniğime yapmıştı ♡ Blogunda yastığın yapımı da var.


Eskiden koyu, sıkıcı bir rengi olan yatak başlığını odasına uyarladı, beyaza boyadı. Nasıl ferah nasıl güzel oldu.


Bu kıyafet dolabının rengi kahve-yeşildi bi zamanlar. Ben Gülcan'ı bildim bileli bu dolap var odasında amaa artık yepyeni bir dolap gibi. Yeşil olan iç kısımlarını beyaz kaplama kağıdıyla kapladı. Kahve çerçeveleri de bi ara beyaza boyamayı düşünüyor hatta. Dolabını değiştirmek isteyenlere fikir olsun :)

Aynasından dolabı gördüğünüz şey makyaj/takı dolabı. Odayı bayağı derleyip topluyor.


Çalışma masası yine sade, yine beyaz ♡ Üstünde gereksiz objelere yer vermemesi çok hoşuma gidiyor. Rahat rahat çalışmalık.


Rahat çalışmalık dediysem öyle ders kpss falan sanmayın canım kanaviçe :)) Tabletten en sevdiğin diziyi açıp, kahveyi elinin altına koyup uzun uzun kanaviçe işlemelik bi masa ♡


Bu ferah oda daha da ferah, apaydınlık bir yere açılıyor. Kapalı balkona.  Evde kalınan bütün zaman tam burda geçirilesi değil mi ♡


Balkonda iki huzurlu köşe oluşturmuş. Birisi çay kahve içip çalışma alanı olarak kullanılabilecek, anneden çökme fiskos :) Diğeri de ayaklarını uzatıp kitap dergi keyfi yapılabilecek sarı armut 💛


Saksıyı örme sepete geçirme fikrine bayıldım! Kışın kaktüsler üşümesin ♡ :))


Şu ışık yansımaları!!! Değdiği yere huzur vermiş. ♡



Bu güzel köşe daha nasıl güzelleşebilir? Duvarına balıkçı ağı asarak :) Evet bildiğimiz ağı duvara asmış ve harika olmamış mı? Mantar pano vs yerine çok orijinal ve tatlı bir fikir bence. 


Minik minik mandallarla hatıralar ve notlar iliştirmiş. Benim yaptığım kart da bu köşede yer bulmuş :) Pek güzel olmuş ♡ 


Benimle birlikte mavimelodinin odasına misafir olduğunuz için teşekkür ederim :)

Mutlu günler, mutlu haftalar! ♡

3 Ekim 2018 Çarşamba

Güzel Eskişehir, Canım Çocukluğum ♡

Gelin bugün de Eskişehir'de gezinelim ♡ Biraz da çocukluğumda :)

Tevafuk, Eskişehir'e her gidişimde derin anlamlı, yüklü huzur içeren bazı anlar yaşıyorum.

Bi önceki gidişim eşimin askerlik görev yeri olmasındandı. Basit ama muhteşem bi yerde kalmış, masal gibi iki gün geçirmiştik, Kuzey de karnımda :) Bir de sonbahardı, Eskişehir'e nasıl nasıl yakışmıştı.

Bu sefer Kuzey kucağımızda gezdik Eskişehir'i. Annesinin çocukluk çağının kısa bi dönemine şahit oldu kuzum. Çünkü ilk olarak 3-5 yaşlarımda yaşadığımız evimize gittik. Daha önce şehre gelip gezmiş olmama rağmen fırsat bulamadığım için eski evimize hiç bakamamıştım. Bu sefer planımızın en başındaydı. Yani 21 yıl sonra ilk defa gördük.


Şu an boş olan, pencereleri görünen ev bizimdi ♡


O zamanlar bu kadar sarmaşık yoktu. Bu bahçede, merdivenlerde o kadar çok anım, fotoğrafım var ki :)



O yıllara dair her şeyi hatırlamama hep şaşırmışlardır annemler. Gidip canlı canlı gördüğümde daha da fazlası canlandı hatıralarımda. Öyle hoş bi duygu ki. 





Balkonda annemle ve bebeklerimle oturmalarımız, bahçedeki gül ağacının önünde fotoğraf çekinirken kardeşim de fotoğrafta çıksın diye küçücük boyumla onu kucağıma almaya çalışırken sevgimden ağlatmam, annemin iki bina ilerdeki bakkala beni ilk defa tek başıma ekmek ve eti puf almaya göndermesi, beni izlediğinden habersiz kalbim küt küt çarparak hızlı adımlarla gitmem, eti pufun heyecanıyla dönerken kocaman bir köpekle göz göze gelmem... Her fotoğraf karesinde mutlaka olan canım arkadaşım Rabia. Biricik komşumuz, Rabia'nın anneannesi Ayten teyze... Sahi Ayten teyze ne yapıyor ki şimdi? Binanın önünde tüm aile sessizce anılarımızı dinlerken hepimiz bunu düşündük.  

97de Ankara'ya döndüğümüzde Rabia'yla uzun süre mektuplaştık. Okula gidene kadar biz söyledik, annelerimiz yazdı. Ayten teyzeyle hala özel günlerde telefonlaşırız. Ama bir süredir konuşmamıştık. Annem numarasını bulunca sevindik, aradık. Nasıl sevindi arayınca hem de Eskişehir'de olup gelmek istediğimizi öğrenince. Ordan taşınmışlardı, adres aldık. Gideceğimiz bi iki yere gittikten sonra heyecanla Ayten teyzeye geldik. 

Onu ilk gördüğümde bi Sarah Jio romanındaymışım gibi hissettim. Bayağı yaşlanmıştı. 21 yıl. O zamanlar 50li yaşlardaydı şimdi 70 li. Ama yüzü hala aynı tanıdık sıcak güleryüzlü pamuk Ayten teyze. Salona aldı bizi, gözüme direkt içini fotoğrafla doldurduğu vitrin ilişti. Uzun uzun baktım, Rabia ne güzel olmuştu, biz gittikten sonra doğan kardeşi bile kocaman genç kız olmuş. Birlikte çay eşliğinde eskiyi, şimdi neler yaptıklarımızı konuştuk. 

Binanın bahçesi güllerle, hanımelilerle, sarmaşıklarla donanmış, mis gibi kokardı 21 yıl önce. Eşiyle emek emek güzelleştirmişlerdi koca bahçeyi. Şimdi de daha evin kapısından göze çarpmaya başlayan çiçekler, mutfağa girmemizle çiçek bahçesine dönüşüyor. Salonda her yer pencere, içerisi apaydınlık. Tam Ayten teyzelik her şey.


Ayten teyze ve oğlum :)



Ayten teyze ve kardeşim :)

Kucağında daha birkaç aylık kardeşimle hatırladığım Ayten teyze, şimdi birkaç aylık oğlumu seviyordu kucağında :) Sohbetiyle, güleryüzüyle, sıcak çayıyla içimizi ısıttı, günümüzü güzelleştirdi.


Bunca yıl sonra çocukluğumla görüştüm sanki, masal gibi başlayan günü  daha güzelleştirmek için Masal Şatosunun yolunu tuttuk.




Eşim askerdeyken geldiğimizde, üniversitedeki Eskişehir gezimizde masal şatosunun önünde çekindiğimiz fotoğrafın aynısından çekinmiştik. 2 görünümlü 3 kişi :) Doğduktan sonra nasip olur da gelirsek bi de kucağımızda çekiniriz demiştik. Bu seri oldu artık. Allah nasip ederse yürüdüğünde falan da masal şatosunda birlikte masallar diyarına dalar, masallar dinler, çıkışta da pozumuzu veririz :)






Sazova'yı bayağı yenilemişler, yeni oyuncaklar parklar vardı, Kuzey'le çok eğlendiğimiz uzunca bir park turu oldu.




Odunpazarını şöyle bir turlamadan, rengarenk güzelim evlerin önünde bir de Kuzey'le pozlar vermeden olmazdı :)





Çiğböreği Odunpazarı'nda küçük ama çiğböreğinin çok lezzetli olduğu söylenen tatlı bir mekanda yedik. Ben kaşarlı söyledim ve bayıldım. Yanında biber turşusuyla muhteşem oluyor gerçekten. Kaşarlıyı ilk defa denedim, bundan sonra gidersem yine yine yerim. Şu an yazarken bile nasıl istedim :)


Güneşi batırmaya Şelale Park'a gittik. Muh te şem bir yer, muhteşem manzara! Eskişehir'in en güzel yeri bile olabilir bence.

Çiğbörek için de güzel bir durak, harika Eskişehir manzarasıyla. Biz daha önce burada denediğimiz için başka bi yerde yiyelim dedik.


Cafelerden az sıyrılıp da ileri doğru gittiğinizde sizi mis kokulu mor lavantalar karşılıyor.  Bu koku da nerden geliyor diyerek gittikçe lavantalara ulaştım, birazcık toplayıp araba kokusu yaptım mis gibi :)


En son kardeşimin evine gidip eşyalarımızı arabaya yükleyip yola çıkmadan bir Adalar turu yapalım, Porsuk çayında bir soluyalım istedik. Serin serin ne iyi geldi, akşamı pek güzel oluyor Adalar'ın.

Böyle tatlı bir yolculuğumuz oldu işte. Hem Eskişehir'e hem çocukluğuma :) Anılarıma böyle güzel bir gün kattığım için çok çok mutluyum ♡ :) 

Sevgiyle kalın! Mutlu akşamlar! ♡

22 Eylül 2018 Cumartesi

Ev Yapımı Taze Limonata ♡

Güzel sonbahar gününden merhaba! ♡

Ben bu esintili sonbahar gününde yaz içeceği tarifi vereceğim ama aslında her mevsim benim favorim ♡

Herkes evde de denemiştir bence ama benim uzun zamandır kullandığım ve herkesin çok beğendiği bir tarif olunca burada da bulunsun istedim.



Malzemeler:

🌻 4 limon
🌻 1 portakal
🌻 2 su bardağı şeker
🌻 1 çay kaşığı limon tuzu
🌻 4 litre su

Yapılışı:

Limonları ve portakalı bol su ile iyice yıkadıktan sonra dış kabuklarını tırtıklı rendeyle rendeliyoruz.  Limonatamızı acılaştırmaması için beyaz kısımlarına dokunmuyoruz.

Rendelediğimiz portakal ve limonları şekerle ovarak birbirine yediriyoruz. 

Portakal ve limonların kalan iç kısmını 5 6 parçaya kesip şekerli karışımın içine atıyoruz, suları tamamen çıkana kadar ovalıyoruz. 

Limon tuzunu ve suyu da ekleyelim. Tüm şeker eriyene kadar bir kaşıkla karıştıralım. 

Son olarak ince gözlü süzgeç veya tülbentle büyük bir kap veya sürahiye süzüyoruz. Tadına bakıp suyunu artırabilirsiniz kendi ağız tadınıza göre.

❕ Tarifte portakal olduğuna bakmayın, hiç tadı gelmiyor. 


Birazcık zaman alsa da basit ve çoookk lezzetli 

Mutlu günlerrr! ♡

14 Eylül 2018 Cuma

Geçmişe Yolculuk: Cumalıkızık Köyü ♡

Muhtemelen dünyanın en şirin birkaç yerinden biri olan Cumalıkızık'tan merhaba!

Geçen ayki gezinin yazısı şimdiye kalmış olsa da gecikmeli olarak sözümü tutuyorum :)

Uzun zamandır gitmek istediğim bu şirin köye birdenbire plan yapmadan gidivermek nasip oldu. Kardeşim Eskişehir'de okuyor. Bu yıl ev tuttu, biz de hem okul bitiminde onu alırız hem evine birkaç parça bir şey götürürüz, gitmişken de Eskişehir'i gezeriz dedik, düştük yola. Eşim Eskişehir'e gitmişken Bursa'da da küçük bir gezinti yapalım dedi. Hemen açtık haritayı küçük bi plan yaptık. Eskişehir'i de Bursa'ya da daha önce gezdiğimiz için işimiz kolay oldu, daha önce görmediğimiz ilçelerini köylerini ekledik listeye, bi de görüp de doyamadıklarımızı :) Önce Bursa'yı gezdik, Eskişehir yakın diye 2. güne bıraktık.

Cumalıkızık, Bursa'dan daha yakın olduğu için ilk durağımızdı. Benim de en çok görmek istediğim.

Öyle şirin, öyle samimi bir köy ki insanın Cumalıkızıklı olası geliyor gezerken :)


Taş döşemeli yolları, rengarenk taş evleriyle kendinizi birkaç yüzyıl öncesinde gezinirken buluyorsunuz. Yol boyu çarşıları sayesinde sokağın ne ara bittiğini anlamıyorsunuz. Her dükkanda el emeği örgülerle, ahşaplarla, incik boncukla uğraşan teyzeler var. Yaptıklarını inceleyeyim, hediyelik bir şeyler bakayım derken bayağı vakit geçirdik biz bu tatlı çarşıda. Ben ahşap boyamalarını beğendim en çok. Kendim yapıyorum ama bu güzel memleketten hatıra olması için arkadaşıma bir tane hediye aldım.


Daha yokuşun başında tıkanan ben, burada hiç şikayetlenmeden seve seve arşınladım şu güzelim yokuşları :) Bi eski zaman hissi, eski zaman naifliği oluyor üstünüzde sokaklarda gezerken, taş, ahşap evlerin yanından salınırken. Yürüyüşünüze bile yansıyor. Parmak uçlarınız taşlara değiveriyor siz farketmeden. Kim bilir kimler yaşadı, neler yaşandı düşüncesi geziniyor kafanızda. 

Öyle boş evler görmedim ben, ya hala yaşanıyor ya da kahvaltı evi, gözlemeci olmuş çoğu.


Çarşılarında en çok hoşuma giden şey her tezgah üstünde rüzgar çanları olmasıydı. Hafif bi esintide bile tüm köyde yankılanan çıngır çıngır sesler öyle huzur verici, öyle sakinleştirici ki.. 



Tüm turistik çarşılarda satılan ürünler yine burada da var. Hediye alacağınız kişi çoksa Cumalıkızık magnetleri en ideali bence. 



Bu tarihi evlerin bir çoğu gözlemeci. Biz de Cumalıkızık yokuşlarında yorulunca merkezde şirin terası olan bir gözlemeci seçip oturduk. Gözlemesinden de çayından da memnun kaldık. Cumalıkızık manzarasında bir başka lezzetli oldu, hafif yüksek turistik bölge fiyatlarını hakediyor.

Kahvaltı saatinde yer olmuyormuş, erken saatlerde gelip yer kapıyormuş Bursalılar, o yüzden kahvaltımızı yolda yapmıştık biz bebekle yer aramayalım diye :)




Bu çiçekli evin yanından ilginç bir sokak aralanıyor. Cin Aralığı.



Muhtemelen en minik sokak bu sokaktır: Cin Aralığı. Tek sıra halinde geçilebiliyor. Sokağın yoğun zamanları için bir trafik lambası şart bence :) Her giren mutlaka fotoğraf çekindiği için zaman zaman birikmeler oluyor, çok da kısa olmayan bu dar sokağın orta yerinde biriyle karşı karşıya gelebiliyorsunuz :)

Kurtuluş Savaşı zamanında işgalcilerden kaçan askerler çıkmaz sokağa gelince bu küçük aralığa giriyorlarmış, işgalciler kaybolduklarını sandıkları için cinlerin kaçırdığını düşünüyorlarmış. Bu yüzden minik sokağın adı Cin Aralığı.



Kınalı Kar dizisini hatırlıyorsanız Cumalıkızık size tanıdık gelecek. Dizinin çekildiği konak, Bulanlar Konağı. Şu an hem restoran hem otel olarak hizmet vermekte. Mola için güzel bir durak olabilir.


Konaktan aşağı inen, üzeri sarmaşıklarla kaplı yokuş büyüleyici değil mi? Ben çok etkilendim bu sokaktan.


Cumalıkızık, UNESCO Dünya Mirası listesinde. Eğer Cumalıkızık'a dair daha fazlasını görmek isterseniz müze olan Küpeli Ev'i ziyaret edebilirsiniz. Sanırım 5 lira karşılığında tüm evi gezip eski Cumalıkızık kültürünü yaşayabiliyor, aynı zamanda fotoğraflayabiliyorsunuz. Aksi halde fotoğraf yasak. Küpeli Ev ismini evin küpe çiçeklerinden alıyor.



Bir de böğürtlenini, ahududusunu, incirini, şeftalisini mutlaka tadın yolunuz düşerse. Metre başı kasa kasa satılıyor. Hepsinden biraz aldık biz. Uzun yoldan geliyorsanız tadımlık alın, hepsi de hemen kendini salan meyveler olduğu için çok uzun zamanınız olmuyor yemek için :) Bizim Bursa yolculuğumuza mini mini ahududular eşlik etti :)

Yani bu güzel eski zaman köyüne, Cumalıkızık'a illaki yolunuz düşsün diyorum ♡ :) 

Mutlu günler!